“Cumhuriyet’in 100. Yılında Türk Dışişleri” sempozyumunun ilk günü sona erdi

Türk diplomasisinin tarihini ve gelişimini ele alan “Cumhuriyet’in 100. Yılında Türk Dışişleri: Asırların Diplomasi Birikimi” sempozyumunun ilk günü “Yabacı Gözüyle Türk Diplomasi Tarihine Bakış” başlıklı dördüncü oturumla tamamlandı.

Türk Tarih Kurumu ve Dışişleri Bakanlığının ortak çalışmasıyla hazırlanan sempozyum, İstanbul Üniversitesinde gerçekleştiriliyor.

Emekli Büyükelçi Prof. Dr. Ali Engin Oba’nın başkanlık ettiği oturuma Prof. Dr. Chakib Benafri, Prof. Dr. Zurab Khonelidze ve Prof. Dr. Danuta Chmielowska konuşmacı olarak katıldı.

Cezayir 2 Üniversitesinden Prof. Benafri, “18.-19. Yüzyıllarda Osmanlı Dönemi’nde, Garp Ocaklarının Diplomatik Anlayışı ve Pratik Alanları” başlıklı sunumunda Garp Ocakları denen Mağrip eyaletlerinin Osmanlı sınırları içerisinde olduğunu ve bunun diplomatik anlayışı anlamak açısından önem arz ettiğini söyledi.

Benafri, Kuzey Afrika Beyliklerinin 16.-17. yüzyıllarda Osmanlının diplomatik algısı ve dış politika vizyonuyla uyum içinde olduğunu ancak 18. ve 19. yüzyıllarda bu beyliklerin öz kimlik ve özerklik kazandıklarını belirtti.

Kuzey Afrika’nın coğrafi olarak Osmanlı’ya uzak bir nokta olduğuna değinen Benafri, 16.-17. yüzyıldan sonra Osmanlı’nın Batı Akdeniz’deki varlığının da azaldığını dile getirdi.

“Karabağ sorunu bölge bazında çözülebilir”

Gürcistan Sokhumi Devlet Üniversitesinden Prof. Khonelidze ise “Türkiye-Güney Kafkasya: Yeni Barışçıl Alan” adlı bildirisinde, küreselleşmenin ve bugünkü dünyanın anlaşılması gerektiğini söyledi.

Khonelidze, Gürcistan’ın yalnızca komşu ve stratejik ortak olmadığını vurgulayarak, ülkesinde olan sorunların sınırların ötesine geçerek uluslararası bir boyut aldığını ifade etti.

Güney Kafkasya’dan bahsederken 3 ülkenin kastedildiğini kaydeden Khonelidze, Karabağ probleminin bugün çok büyük bir sorun olduğunu belirtti.

Khonelidze, bölgedeki komşuların müdahalesi olmadan iç mesele olsa bile bunu çözemeyeceklerini dile getirerek, Gürcistan ile Azerbaycan arasında herhangi bir sorun olmadığını ve bu çatışmaların bölge bazında çözülebileceğini söyledi.

“Lehistan topraklarının işgalini yalnızca Osmanlı tanımadı”

Varşova Üniversitesinden Prof. Chmielowska da “20. Yüzyıl Başlarında Türk-Leh Diplomasisinin İşleyiş Prosedürleri” başlıklı sunumunda, 18. yüzyılda Lehistan topraklarının Prusya, Rusya ve Avusturya tarafından ele geçirilmesinin ardından bu olayı kabul etmeyen tek ülkenin Osmanlı İmparatorluğu olduğunu vurguladı.

Chmielowska, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde Osmanlı’ya gelen Lehlerin ekonomik alanda ülkeye katkı sağladığını da dile getirdi.

Mühendis ve askerlerin Osmanlı ordusuna girerek modernleşme sürecinde önemli rol oynadığına işaret eden Chmielowska, Lehlerin Avrupa’da bağımsızlıklarını kazanana dek diğer ülkelere katkı sağlamaya devam ettiğini söyledi.

Chmielowska, 1919’da ilk diplomatların İstanbul’a gelerek Diplomatik Misyon Bürosu açtığını anlattı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir